Categories
YÜKSEK MAHKEME KARARLARI

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı …Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ aleyhine 14/09/2015 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarının ihlali nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 14/04/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 14/01/2020 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

 

KARŞI OY YAZISI

Davacı dava dilekçesinde, davalı şirkete ait internet sitesindeki 26/08/2015 tarihli yayın ile, yine aynı şirkete ait 27/08/2015 tarihli gazete nüshasındaki yayında kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirtilerek manevi tazminat talep etmiştir.

Mahkemece, davacının 1990’lı yıllarda öğrenciyken, ülkücü grup içerisinde yer aldığı ve ülkücülük faaliyetleri sırasında Hukuk Fakültesi Dekanını tehdit ettiği iddiası ile hakkında kamu davası açıldığı, davacının 20 yıl sonra Danıştay’a tetkik hakimi olarak atanması nedeniyle haberin güncel ve kamuoyunu ilgilendiren bir konu olduğu, bundan dolayı haberin basın özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı ve davacının kişilik haklarına saldırıda bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dairemizin değerli çoğunluğunun mahkeme kararının onanması yönündeki görüşüne aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum.

1-İsim ve soyisim rumuzlanmamıştır:

Mahkeme kararında, her ne kadar dava konusu yayınla hakimlik mesleğine alınma kriterlerinin eleştirildiği belirtilmiş ise de, davacının ismi rumuzlanmaksızın açık bir şekilde yer alması amacın eleştiriden çok davacıyı hedef aldığını göstermektedir. Keza aynı haberi davacının ismini rumuzlayarak vermekte mümkün olduğu halde ismi ve soyismi, çalıştığı kurumda belirtilerek açıkça yazılmıştır.

2-Masumiyet karinesi ihlal edilmiştir:

Gerek haberin başlığında gerekse içeriğinde bahsedilen tehdit olayından dolayı davacı hakkında kamu davası açılmış ve beraatle sonuçlanmıştır. Böylelikle habere konu yapılan tehdit olayının subuta ermediği anlaşılmasına rağmen “masumiyet karinesi” hiçe sayılarak davacının geçmişte suç işlediği izlemi verilmiştir.

3-Üstün bir kamu yararı yoktur:

Haber, 20 yıl önceki çok eski tarihli bir olaya dayanmakta olup güncel değildir. Olayın tekrar gündeme gerilmesini gerektirecek üstün nitelikli bir kamu yararı yoktur. Bir kamu görevlisi olan davacının siyasi düşüncesi kanaatleri ve geçmişi hiç kimseyi ilgilendirecek hususlardan değildir. Basit bir tehdit suçundan beraat eden bir kişinin sonradan hakim olarak atanması kamuoyunu ilgilendiren hususlardan değildir.

4-Özle biçim arasındaki denge bozulmuştur.

Haberde hakimlik mesleğine atanma kriterlerinden çok davacının siyasi eğilimleri, fikir yapısı ve beraatle sonuçlanan tehdit olayı anlatılarak özle biçim arasındaki denge bozulmuştur. Yayında esasen HSK’ya yönelik bir eleştiri de yoktur. Dönemin Hukuk Fakültesi Dekanının davacının hakimlik mesleğini hak etmediği şeklindeki kişisel subjektif kanaati vardır. Amaçlanan konudan farklı bir konu anlatılarak eleştiri sınırları aşılmıştır.

5-Unutulma hakkı ve kişisel verilerin korunması hakkı ihlal edilmiştir:

AİHS’nin 8.maddesinde yer alan özel hayata ilişkin düzenleme Anayasa’mızın 20, 21 ve 22. maddelerinde karşılığını bulmaktadır. Anayasa’mızın 20. maddesinin 3. fıkrasında Herkes kendisiyle ilgili kişisel verilen korunmasını isteme hakkında sahip olduğu belirtilmiştir. Konuyla ilgisi nedeniyle burada Avrupa Birliği içerisinde en üst mahkeme olan Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından açıklanan 95/46/EC sayılı direktife de değinmek gerekmektedir. Söz konusu direktifte ve sonrasında oluşturulan yargı kararlarında yer alan unutulma hakkı da kişisel verilerin korunması hakkı ile yakından ilgilidir. Unutulma hakkı, bireyin çerçevesi ulusal ve uluslararası metinlerle çizilen her türlü kişisel verinin korunmasını sağlayan bir haktır. Kişisel verilerin kişinin rızası dışında yayılması sonucunda kişinin temel hak ve özgürlüklerinin tamamı doğrudan etkilenmektedir.

5237 sayılı TCK’nın 135. maddesinin gerekçesinde “gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edildiği, kişisel verilerin, bilgisayar ortamında veya kağıt ortamında kayda alınması arasında bir ayrım gözetilmediği belirtilmiştir.” Yine 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Hakkındaki Kanunu’nun 3.cü maddesinde, kimliği belirli yada belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi kişisel veri olarak nitelendirilmiştir.

Gerek AİHM’nin gerekse AYM’nin bir çok kararında belirtildiği üzere kişinin Adı, Soyadı, siyasi görüşü, üye olduğu dernekler, alışkanlıkları, sevdiği kitaplar, yaptığı spor faaliyetleri, aldığı cezalar, yargılandığı suçlar, bu suçlara ilişkin bilgi ve kayıtlar vs. gibi veriler, korunması gereken kişisel veri olarak kabul edilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17/06/2014 tarih, 2012/12-1510 E, 2014/331 K sayılı kararında nelerin kişisel veri olduğu örneklendirilmek suretiyle sayılmıştır. Buna göre bir kişinin beraat etmiş olsa bile yargılandığı bir suça ilişkin bilgi ve belgeler, siyasi eğilimi, dünya görüşü, bir derneğe üye olması v.s. gibi veriler kişisel veri olarak kabul edilmiştir.

Konuyla ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17/06/2015, 2014/4-56 E, 2015/1679 K.sayılı kararında unutulma hakkı ve bunun sonucu olan kişisel verilerin ve kişilik haklarının korunmasının sınırları açıklanmış, üstün bir kamu yararı olmadığı sürece dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilen silinmesini ve yayılmasını önleme hakkı olarak tanımlanmıştır. HGK’ca unutulma hakkına ayrı bir boyut daha kazandırılarak sadece dijital verileri için değil,bu hakkın insan haklarıyla ilişkisi dikkate alındığında, kamunun kolayca ulaşabileceği diğer fiziksel yerlerde tutulan kişisel verilere yönelik olarak da kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Kişisel verilerin korunması hakkı ile unutulma hakkı birbiriyle bağlantılı kavramlardır. Her iki hakkında özünde de bireyin onurlu yaşaması, kişiliğini serbestçe geliştirmesi, kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarrufta bulunması, geçmişte kalmış ancak tekrar gündeme gelmesi rahatsızlık uyandıracak kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının önüne geçilmesi düşüncesi yatmaktadır.

Bütün bu açıklamaların ışığı altında somut olaya bakacak olursak davacının henüz öğrenciyken, fakülte dekanını tehdit ettiği iddiası ile hakkında açılan kamu davasında beraat ederek aklanmasına rağmen “26/08/2015 tarihli internet yayını ile 27/08/2015 tarihli gazete nüshasında” davacının tehdit suçunu işlediği algısı oluşturulmuş ve kişisel verilerden sayılan iddianame ve kamu davasından bahsedilerek geçmişte kalmış ve tekrar gündeme getirilmesi rahatsızlık uyandıracak konular davacı aleyhine kullanılmıştır. Yine davacının 1990’lı yıllarda ülkücü faaliyetlere katıldığı, tehdit fiilini de bu faaliyetleri neticesinde gerçekleştirdiği, bu tür olaylara karışan kişilerin hakim olarak atanmasının şaşırtıcı olduğu belirtilerek, hiç gerekmediği halde davacının siyasi görüşü ve kişisel kanaatleri kamuoyuna açıklanarak hakim olarak atanan davacının tarafsız ve bağımsız olmayacağı hakimlik mesleğini hak etmediği gibi bir algı oluşturmaya çalışılmıştır.

Yukarıda da açıklandığı üzere davacının geçmişteki düşüncesi, görüşü ve kanaatleri, siyasi eğilimi, yargılanıp beraat ettiği olaya ilişkin bilgi ve belgeler korunması gereken kişisel verilerden olup, unutulma hakkı kapsamındadır. Davacının geçmişteki siyasi eğilimlerinin ve dünya görüşlerinin gündeme getirilmesi bir hakim olarak bağımsız ve tarafsız olması gereken davacıyı hedef olarak göstermiş ve bundan sonrası için de görevini yapmasını zorlaştırmıştır.

Açıklanan nedenlerle yaptığı görevden dolayı kamuoyunun güvenine mazhar olması gereken davacının kişilik haklarına haksız bir şekilde saldırıda bulunulduğu ve her iki yayın açısından da davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

6-İki talep bulunmasına rağmen tek bir talep gibi değerlendirme yapılmıştır. Her iki yayındaki sorumlular birbirinden farklıdır:

Kabule göre de bir internet yayını ve bir de gazete yayını olmasına rağmen tek hüküm kurulması hatalıdır. Davacının internet yayını için ne kadar tazminat istediği, gazete yayını için ne kadar tazminat istediği açıklattırılarak sonuca gidilmesi gerekirken bu hususa da dikkat edilmemiştir. 5651 sayılı yasanın 5/1 maddesine göre davalı şirketin internet yayınından dolayı uyarıya dayalı sorumluluğu bulunmaktadır. Bu konuda davacının yayının kaldırılması konusunda gerekli uyarıyı yapıp yapmadığı araştırılmalıdır. Uyarı yapılmışsa sorumluluğun doğacağı yapılmamışsa davanın bu bölümü için husumetten red kararı verilmesi gerektiği açık bir yasal düzenleme olmasına rağmen bu hususa da dikkat edilmemesinin bozmayı gerektirdiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 14/01/2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.