Categories
YÜKSEK MAHKEME KARARLARI

“İçtihat Metni”

 

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi

Suç: Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme

Hüküm: TCK’nın 37. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 136/1, 43/2, 62/1, 53/1-2-3, 58/6-7. maddeleri gereğince mahkumiyet

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın ve sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Kişilerin özel hayatının gizliliğinin ihlal edilmesi, TCK’nın 134/1. madde ve fıkrasının 1. cümlesinde suç olarak düzenlenmiş olup, özel hayat; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olaylarını ve bilgilerin tamamını içerir. Bir olayın ya da bilginin, özel hayat kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, sosyal ilişkileri, içinde bulunduğu fiziki çevrenin özellikleri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.

TCK’nın 136/1. madde ve fıkrasında ise belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır.

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir.

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.06.2014 tarihli, 2012/1510 esas, 2014/331 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; TCK’nın 135 ve 136. maddelerindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerde sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hükmün bulunmaması ve aksine 135. maddenin gerekçesinde gerçek kişiyle ilgili her türlü bilginin kişisel veri olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, her türlü kişisel verinin hukuka aykırı olarak başkasına verilmesi, yayılması ve ele geçirilmesi fiilleri TCK’nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturur. Bu nedenle herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de, yasal anlamda “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir. Ancak, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçların doğmaması için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, olayda herhangi bir hukuk dalı tarafından kabul edilebilecek bir hukuka uygunluk nedeni veya bu kapsamda nazara alınabilecek bir hususun bulunup bulunmadığının saptanması ve sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da tespit edilmesi gerekir.

Ayrıca, bir özel hayat görüntüsünün ya da sesinin, “kişisel veri” olduğunda kuşku bulunmamakta ise de, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsünün ya da sesinin, bilgisi dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi TCK’nın 134/1. madde ve fıkrasının 2. cümlesinde; rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, aleniyet kazandırılması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması TCK’nın 134/2. madde ve fıkrasında özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında düzenlendiğinden, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesi, yasal anlamda, TCK’nın 136/1. madde ve fıkrası kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilemez. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre, sanık …’in, kimliği tespit edilemeyen bir kişi tarafından kendisine gönderildiğini beyan ettiği mağdur … ile diğer mağdur …’ın birlikte çektirdikleri 6 adet özel fotoğrafı, onların bilgisi dışında ele geçirdiği ve eski nişanlısı olan mağdur …’ye whatsapp uygulaması üzerinden gönderdiği iddia ve kabulüne konu olayda;

Şikayete konu fotoğraflarda, aynı yatağa uzanan ve yarı çıplak olan mağdurların birbirlerine sarıldıkları, yine yan yana oturan mağdurlardan Murat’ın diğer mağdur …’ye sarılıp onu öptüğü dikkate alındığında, mağdurlar arasındaki ilişkinin varlığını ve boyutunu gösteren mağdurların cinsel ve fiziksel mahremiyetlerine ilişkin özel yaşam alanı kapsamındaki fotoğraflarının, onların rızası dışında ele geçirilip, cep telefonuna kaydedilmesi eyleminin, TCK’nın 134/1. madde ve fıkrasındaki görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında, söz konusu fotoğrafların mağdur …’ye gönderilmesi eyleminin ise ancak diğer mağdur …’a yönelik görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebileceği gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgıya düşülüp, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet hükmü kurulması isabetsiz ise de,

TCK’nın 134. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun, aynı Kanun’un 139/1. madde ve fıkrası gereğince şikayete tabi olduğu, 14.04.2016 tarihli hükümden sonra mağdur …’nin 17.10.2019, mağdur …’ın 06.11.2019 havale tarihli ve kimlik tespiti içeren dilekçeleriyle şikayetlerinden vazgeçtiklerini beyan ettikleri, sanığın istinabe mahkemesince alınan 22.03.2016 tarihli savunmasında “Hakkımda şikayetten vazgeçme olursa kabul ederim.” biçiminde beyanda bulunduğu ve sanık müdafiinin 06.11.2019 tarihli dilekçesinde mağdurların karar tarihinden sonra şikayetlerinden vazgeçmeleri nedeniyle sanığa isnat edilen eylemlerin özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilerek davanın düşmesine karar verilmesini talep ettiği dikkate alındığında vazgeçmeye açıkça karşı çıkılmadığı, dosya içeriği itibariyle de CMK’nın 223/9. madde ve fıkrası kapsamında derhal beraat kararı verilmesini gerektirir şartların bulunmadığı anlaşılmakla; hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; iddianamede verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu olarak nitelendirilen ve TCK’nın 134. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu anlaşılan eylemlerden dolayı sanık hakkında açılan davanın TCK’nın 134, 139/1, 73/4, 73/6 ve CMK’nın 223/8. madde ve fıkraları gereğince DÜŞMESİNE, 15.01.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.